Tasarruf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tasarruf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2014 Salı

Tasarruf ve Siyasal Politika ile Çin Ekonomisi’nin Seyri




Çin ekonomisinde meydana gelen olağanüstü gelişme son dönemlerde dikkat çekmektedir. ABD’nin 1872 yılından bu yana dünyanın en iyi ekonomisi olma ünvanını elinden alan Çin son IMF verilerine göre dünyanın en iyi ekonomisi seçilmiştir. Çin, satın alma gücü paritesini (SAGP) 17,6 trilyon Dolar'a yükseltmiş ve 17,4 trilyon Dolar'da kalan ABD ise 2.olmuştur.

Peki Çin bu aşamaya nasıl geldi? Öncelikle tasarruf politikası üzerinde duracak olursak; Özellikle Doğu Asya ülkelerinin Adam Smith’i çok ciddiye almaları ve “laissez faire , laissez passer” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) unsurunu ekonomilerine enjekte etmeleri 1950 yıllarından itibaren günümüze ekonomik başarıyla ulaşmalarında temel etkendir diyebiliriz. Öne çıkan ülkeler arasında ilk sırada Singapur gelmektedir. Singapur o dönemde yoksulluktan kurtulmak için bir tasarruf stratejisi benimsemiştir. 1955 yılında kurduğu Merkezi Tasarruf Fonu(MTF) ile işçilerin ve işverenlerin ücret gelirlerine %5 oranında katkıda bulunulmuş, bu oran 1985’li yıllara gelindiğinde %25 seviyelerine yükselmiştir. Singapur MTF sayesinde tasarruf oranlarını hep %50 oranında tutmayı başarmıştır. Burdan Çin ekonomisine gelecek olursak; Çin, Singapur’un tasarruf alanındaki başarılarını kopyalayan ve on yıllardır ciddi bir ekonomik büyüme kaydeden, ayrıca bu tasarruf modelini kendi ülkesinde farklı bir model haline getiren bir yapı ile günümüze kadar istikrarlı bir şekilde ulaşmıştır. Tasarruf yelpazesinin zıt uçlarında yer alan Çin ve ABD’deki tasarruflar arasındaki farklılıklar, ülkelerin tasarruf davranışları arasında niçin bu kadar farklılıklar olduğunu gösterecektir elbet.

Çin tasarruf alanında dünyada en yüksek orana sahiptir. Yarattığı tasarruf modelleri ile Singapur ve Malezya gibi ülkeleri de geride bırakmıştır. Çin, 1980 yılından günümüze gösterdiği mucizevi ekonomik başarısını büyük ölçüde yüksek tasarruf oranına borçludur. Çin’in kişisel tasarrufları, kurumsal tasarrufları ve devlet tasarrufları 1990’larda GSYİH’nin yarısına yaklaşmıştır. Son yıllarda ise daha fazla artış göstermiştir. Bu açıdan baktığımızda gerek Çin, gerekse ABD daha çok kişisel tasarruflara büyük önem vermiştir. Çin’de gayri safi kişisel tasarruflar GSYİH’nın %20’sinden fazla ve günümüzde de bu oran artış eğilimindedir.

Çin ekonomisinin siyasal zeminine tamamen komünist bir düzenden, liberalizm, kapitalizm ve komünizmin iyi tarafından bir parça alarak oluşturulan sistemin meyvesidir diyebiliriz. Gelir vergisinin bulunmadığı Karma Ekonomi’nin en iyi parçalarını bir bütün olarak işleyen Çin’de tasarrufu teşvik etmek, propaganda kampanyaları biçimini almıştır. Bu kapsamda, 1953 tarihli bir posterde bir grup mutlu, gülümseyen işçi, devlet tahvili almak için Çin Halk Bankası’na nakit para yatırıyor. 1990 tarihli posterde ise geleneksel bir kahraman olan Lei Feng gülümseyerek kumbaranın üzerine ‘tasarruf et’ yazıyor. Bir başka örnek ise 1990’larda caddelere büyük boy kırmızı pankartlar asılır ve ‘ Tasarruf etmek muhteşemdir’. Tasarruf etmeyi herkes için bir yurtseverlik görevi haline getiren bu kampanyalar, bugünkü yüksek tasarruf oranının ve ekonomik başarının zeminini hazırlamaktadır.

Bununla beraber Çin’in doğal kaynakları, ucuz hammadde ve işgücü temini, siyasi zemin ve tasarruf politikaları Çin’i bulunduğu noktaya getirmiştir. Bugün direk olarak Çinli üreticilerin ürettikleri malları değişik yönlerle açıklayabiliriz. Farklılaştırılmış ürün diyebiliriz ve ya kopyalama yöntemi ile ithal ikameci sanayi diyebiliriz. Fakat dünya markalarının da Çin’e yatırım yapıp, üretimlerini orada gerçekleştirmelerini sadece ekonomik gelişmeler ve ucuz işgücü ile açıklayamayız. Dünya markalarının Çin’de yaptıkları üretimleri, Çin Halk Cumhuriyeti hükümetine duyulan güvenin de önemli bir faktör olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Bu yüzden; Çin ekonomik faaliyetleri ile artık tüm dünya’da etkisini sürdürmeye devam edecektir.


Son olarak; verilere dayanacak olursak Çin ile ABD arasındaki satın alma gücü paritesi (SAGP) şuan 300 milyar dolar seviyesinde seyrederken, aradaki farkın 2015 yılında 1 trilyon dolar’a yaklaşacağı öngörülmektedir.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Üstün Çabamız : Tasarruf Bilincinin Yetersizliği


Üstün Çabamız : Tasarruf Bilincinin Yetersizliği

İşleyeceğim konuda öncelikle tasarruf politikası hakkındaki görüşlerim ve cari açıkların tasarruflarla, inovasyon dediğimiz yenilikçi ürünlere verilecek teşviklerle azaltabileceğimizi vurgulayacağım.

Tasarruf deyince halk bunu yastık altı kavramına binaen parayı saklayıp harcamamak gibi algılıyor. Yıllardır süre gelen alışkanlıklarımızdan birisi de yastık altı diye tabir edilen bu unsurdur. Peki neden yastık altı? Türkiye’de yıllardır süren ve günümüzde de geçerliliğini sürdüren gelir adaletsizliği ;tasarruf yapabilecek kişileri bile olumsuz yönde etkilemektedir. Bir tarafta para ile duş alan şahıslar varken diğer tarafta gururu ile para kazanan emeğinin karşılığını dahi zar zor alan bir iş gücü ve emek faktörü var. Anayasal İktisatta da bildiğiniz üzere 3 unsur olmazsa olmaz ve bütünleştici yapıya sahiptir. Bunlar hukuk , siyaset ve ekonomidir. Bu üç unsurun bir tanesini eksik olması dahi tasarrufları, yatırımları, hane halkının gelirini, halkın refahını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Sorunun çözümü aslında kolay olsa da günümüz açısından baktığımız zaman oldukça zor gözüküyor. Iphone 6 çıktıktan sonra kapısında oluşan kuyrukları herkes görmüştür. Gösteriş ( zübbe ) mallarının halk tarafından bu kadar çok ilgi çekmesi ve bir aylık gelirinin ıphone 6 fiyatından daha az olan bir maaşa çalışan gençlerin ve ya orta yaş gurubunun tasarrufla ilgili ne kadar bilgiye sahip olduğu tartışılabilecek bir durumdur.

Halbuki tasarrufla ilgili önceki yazılarımda da belirttiğim gibi ; Tasarruf deyince aklıma Çin geliyor. Çinde 1990 tarihli bir posterde genç ,yakışıklı ve geleneksel bir kahraman olan Lei Feng gülümseyerek kumbaranın üzerine “tasarruf et” yazıyor. 1990’larda caddelere büyük kırmızı pankartlar asılıyor ve : “Tasarruf etmek muhteşemdir.” Tasarruf etmeyi herkes için bir yurtseverlik görevi haline getiren bu kampanyalar, bugünkü Çinde yüksek tasarruf oranlarının zeminini hazırlamış bulunuyor.

Yatırımlar ile iç tasarruf oranları arasındaki anlamlı ilişki ekonominin yönünü belirlemektedir. Yani bir ülkede yatırım yapmanın anahtarı bir nevi iç tasarruf oranlarıyla alakalıdır. Tasarruf arttıkça teori gereği yatırımlarda artar konjoktürel gereği içine hapsolunan kapılar açılır ve her koşulda düzlüğe çıkılabilir. Bunu başarabilen ülkeler şuan Dünya’ya hükmedebilmektedir. Bir örnek vermek gerekirse Dünya’daki 57 İslam ülkesi 1 Almanya etmiyor. Neden diye sorarsanız? Sadece Alman disiplini demek yeterli olacak diye düşünüyorum.

Tasarruf politikası oluşturmamız gerekirken hala somut bir veri dahi elimizde bulunmazken bu ülkede tasarruflar %15’in daha da altına ineceği kanaatindeyim. Hala bir sanayi politikamız dahi yok. Oysa ithalat rakamlarına baktığımızda %70’e varan cari açığın nedeni enerji ithalinden kaynaklanmaktadır.  Sadece şu rakamlar varken tasarruftan bahsetmek pek de mümkün değildir. Bir örnek verecek olursak ; İstanbul Teknik Üniversitesinde sadece 40 TL lik şarj ile 500 km yol kat eden inovasyon mucidimiz geçen aylarda gösterime sunuldu. Peki şuan adından bahsediliyor mu ? 

Maalesef ülkemizde üretim dışında ve üretimden yoksun bir politika hakim. Bu projeye destek verilecek olursa ve seri üretime geçilirse ülkemizin enerji ithalatında düşünüşü hep beraber izleme fırsatı buluruz. Ayrıca benzer proje Afyon Kocatepe Üniversitesi Teknoloji Fakültesi öğrencileri tarafından da yapılmıştır, gösterime sunulmuş ama maalesef seri üretim adına herhangibir teşvik sunulmamıştır. Her ne kadar sanayileşme sürecine girilse de ülkemizin mutlaka bir sanayi politikası oluşturması ve iç tasarruf oranlarının bu şekilde  radara sokulması kanaatindeyim.


Sonuç olarak bir makaleden edindiğim bir yazıyı da sizinle paylaşmak istiyorum.” Toplumu lükse ve aşırı harcamaya yönelten başka şeylerin olduğu kesindir Kredi kartlarının dayanılmaz hafifliği, post modern toplumlara öykünme lüksü, sosyal ilişkilerin giderek körelmesi, geleneksel aile birliğinin bozulması ve yaşamın hızlı tüketim alışkanlığı” gibi sosyal meseleler de aşırı tüketim ve lüks yaşamın körükleyicileridir. “

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Tasarruf’un Düşmanı : Aşırı Tüketim ve İsraf



Günümüzde tüketimin aşırı derecede özendirilmesi sonucu, insani ve ahlaki değerler aşınmakta; kültürel ve manevi zenginliklerden yoksun, çevreye karşı duyarsız, başkalarının açlığına ilgisiz kimi insan tipleri oluşmakta ve bu insanlar mutluluğu sırf tüketimde arar hale gelmektedir.

Aşırı ve dengesiz tüketim, insani ve ahlaki değerleri aşındırmakla beraber;  gezegenimizin potansiyel kaynaklarını da yok etmekte, çevremizde adeta çöplükten dağlar oluşmakta, ormanlar yok edilmekte, nehirler, sular ve hava kirlenmektedir.

Çok üretmek ve çok kazanmak için aşırı tüketimin gerekli görülmesi nedeniyle başta reklam olmak üzere çeşitli iletişim araçları kullanılarak yapay ihtiyaçlar oluşturulmakta; bu durum ise gelir dağılımında dengesizliklere yol açmakta, fakir ve yoksulların sayılarını hızla artırmakta, insanların değer ölçülerini değiştirmekte, tüketimiyle öne çıkarak gösteriş yapan ve lüks içinde yaşayan insanlar özenilir olmaktadır.

Aynı şekilde adeta insanların yaşamlarıyla özdeş hale gelen ve bilinçsizce kullanılan kredi kartları  ve tüketici kredileri tüketim çılgınlığını körüklemekte ve birçok insan gelirinin üzerinde borçlanarak harcamasını özellikle faiz ödeyerek gerçekleştirmektedir. Hatta kimileri birkaç yıl sonrasına ait gelirlerini bugünden tüketmekte, geleceklerini ipotek altına aldırmaktadır.

Diğer yandan her geçen gün ihtiyaç olmayan ürünlerin sayıları hızla artarken, tasarrufa yönelmek de neredeyse imkansız hale gelmektedir. Çünkü insanlar gün geçtikçe, daha önce gereksiz gördükleri ve ihtiyaç duymadıkları kimi ürünleri kısa bir zaman sonra farkında olmadan tüketir olmaktadır. Kimse tüketmekte olduğu bu ürünlere gerçekten ihtiyacı olup olmadığını sorgulamamaktadır.

Kısaca günümüzün tüketim anlayışı insanı ekonomik boyuta indirgemekte, tüketim bağımlısı yapmakta, dayanışma, muhtaçlara yardım , tabiatı koruma , israf ve gösterişten sakınma, hakkından fazlasını almama gibi dini ve ahlaki erdemleri aşındırmaktadır.


Bu bakımdan gerek bireysel gerekse toplumsal hayatımızda günümüz tüketim kültürünün getirdiği bu ve benzeri olumsuzluklara son vermek, tüketime değil; dengesiz,savurgan ve gösterişe dayanan tüketim çılgınlığına karşı ahlaki ve manevi rezervler oluşturmak büyük önem arz etmektedir. Bunun için bir yandan reel ihtiyaçları karşılamak için üretimi teşvik ederken; diğer yandan da varlıklarının, tüketimde israftan sakınıp tasarruf ederek, fakirlere, yoksullara gönüllü olarak gelir transferi yapmalarını sağlamak gerekmektedir. Çünkü tüketim bir amaç değil, araçtır. Amaç ise insanın ve toplumun mutluluğudur. Tüketimin mutlaka bir ölçüsü ve ahlaki normları olmalıdır.


14 Ağustos 2014 Perşembe

Tasarruf Etmek mi Zor Yoksa Yatırım Yapmak mı ?



Bir geliri olan herkesin tasarruf etme potansiyeli vardır. Yani, gelir varsa, tasarruf etme imkanı da söz konusu olabilir. Ancak tasarruf, sadece gelirden daha az gider varsa mümkün olabilir. Öyleyse, tasarruf sahibi olabilmek için gelirlerimizin giderlerimizi aşması gerekir.  Çok farklı gelir gruplarındaki bireylerden göreceli olarak daha yüksek geliri olan biri, geliri daha az olan birine göre daha düşük oranda veya miktarda tasarruf ediyor olabilir. Bunun çeşitli nedenleri olmakla birlikte, geliri iyi yönetememe, yüksek gelir seviyesindeki kişilerin harcama alışkanlıklarından vazgeçememesi ve hepsinden önemlisi tasarruf bilincinin zayıf olması veya en kötüsü, böyle bir bilincin hiç olmaması bu ilginç çelişkinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu nedenle, tasarruf denilince mutlaka yüksek gelir sahibi olmakla bağlantılı bir durum akla gelmemelidir. Tasarruf etmek, özünde bir bilinç ve disipline dayanır. Benim gibi yaşı kırk dolayında olanların anne babaları temelde zor ekonomik şartları ağır bir tarzda hissederek yaşadıkları için, bu tecrübelerle birikim yapma disiplinleri çok daha güçlü olabilmektedir. Tasarruf olmadan geleceğe güvenle bakmanın, gelecekteki olası güzel zamanları doyasıya yaşamanın mümkün olmadığı da bir gerçektir. Özellikle şehirlerde eğitim ve sağlık, beklenti arttıkça ciddi harcama potansiyeli olan gider alanlarıdır. Bir dönem gelirsiz kalma, işsiz kalma veya zorunlu ihtiyaçları karşılayan bir geliri almada güçlük çekme hep tasarrufun kıymetini ortaya koyan durumlardır. Buradan hareketle tasarruf etmenin, hem gelecekteki güzel günleri finanse etme hem de olası zor durumlarda ihtiyaçları karşılamada çok temel bireysel gereklilik olduğunu söylebiliriz.
Tasarruf etmek zor mudur?
Tasarruf etmenin önemine vurgu yapan çok sayıda atasözümüz vardır. Örneğin, "Damlaya damlaya göl olur!" sözünü bilmeyenimiz yoktur. Peki kaçımız bunu uyguluyoruz? Bu söz temelde, küçük miktarlarda da olsa sürekli biriktirmenin zamanla büyük birikimleri sağlayacağını ifade eder. Bu konuda Türkçe atasözlerini yeterli bulmazsanız dikkatimi çeken İngilizce bir atasözünü gündeme getirmek isterim: "Liralardan endişeniz olmasın. Ancak, kuruşları düşünün!" Özellikle son yıllarda kendi hayatımda uygulamaya çalıştığım bu söz, temelde küçümsediğimiz miktarların aslında önemsediğimiz miktarların birer parçası olduğunu, liraların kuruşlardan oluştuğunu, tasarruf noktasında bu konuda yanılgıların olduğunu ifade eder. Günlük hayatımızda önemsenmeyen bir paket sigaranın esasında birgün bir ev parası olabileceğini düşünmüş müydünüz? Hergün sigara içen bir tiryakinin, bir paket sigaranın 7 lira olduğunu ve piyasada faiz oranlarının % 10 olduğunu varsayarak kırk yıl boyunca sigara içmeseydi ne kadar tasarruf edeceğini hesapladığımızda bu tutar, 40 yıl sonraki değerle 195.524 Lira olmaktadır! İşte tasarruf etmenin binbir çeşit yollarından biri de, gereksiz harcamaları ortadan kaldırmaktır. Burada, sigara içmenin sağlıkta ortaya çıkaracağı tahribat ve sağlık harcamaları dikkate alınmamıştır.
Çalışmak, üretmek ve gelir elde edebilmek çoğunlukla ciddi fikri veya fiziki emek gerektirir. İş hayatı risklerle doludur. Bu nedenle, gelir elde etmek herkes için kolay değildir. Tasarruf etmek de, bir işte çalışmak için gerekli olan beceriler gibi kişisel finansal hayatta bazı beceriler gerektirir. Bu beceriler, bir yerden özel bir eğitim almakla elde edilebileceği gibi kişinin kendini geliştirmesi ve başkalarının hatalarından dersler çıkararak kendi disiplinini sağlaması ile de elde edilebilir. Son yıllarda Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) öncülüğünde başlatılan "finansal okuryazarlık" çalışmaları ile temelde bireylerin kendi disiplinlerini oluşturmalarına ve temel bilgi birikimlerini artırmalarına destek verilmektedir. Bu nedenle Türkiye'de bireyler, burada üzerinde durulan tasarruf bilinci konusunda, SPK'nın çalışmalarını izleyerek kısa yoldan bilgi edinebilir ya da bilgi kaynaklarına ulaşabilirler. Bireylere rehber niteliğinde olabilecek kitaplar ve broşürler de bulunmakla birlikte, internet ortamında sürekli güncellenen bilgi setleri SPK'nın bir sitesi olanwww.yatirimyapiyorum.gov.tr veya İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın bir sitesi olanwww.bilincliyatirimci.org adreslerinde eğlenceli görsel malzemelerle yer almaktadır.
Yatırım?
Tasarruf konusunda başarılı olmak, bireyler için yeterli olmamalıdır. Bu, yatırım başarısı ile devam ettirilmelidir. Yatırım, temelde bir gelir veya kazanç beklentisi ile eldeki tasarrufun bir yere bağlanmasıdır. Bu yönüyle, bir gayrimenkul satın almak bir yatırım olduğu gibi bir şirkete ortak olmak yani hisse senedi satın almak da bir yatırımdır. Birincisi reel yatırım ikincisi ise finansal yatırımdır. Her ikisi de bireyler açısından yatırım seçenekleri arasında yer almalıdır.
Günümüzde pek çok tasarruf sahibi yatırım yapma konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Bir kısım bireyler nereye yatırım yapacağı konusunda bilinç sahibi değilken bir kısım bireyler de tasarruflarını yatırıma hiç yönlendirmemektedir. Her iki durum da, zor kazanılmış ve biriktirilmiş tasarrufların kaybı, erimesi hatta tümüyle yok olması anlamına gelebilir. Öte yandan yatırıma yönlendirilmemiş tasarruflar, genel ekonomi için de büyük kayıp sayılır. Çünkü altın yumurtlayan tavuğun yumurtalarını dikkate almamak, yok saymak, sadece tavuğu eti için beslemeye benzer ki, bu durum hem sahibi hem de toplum için kayıptır.
Tasarruf etmek ne kadar bilinç ve disiplin gerektiriyorsa yatırım yapmak da en az o kadar bilinç ve disiplin gerektirir. Yatırım yaparken karşılaşılan tehlikeler ise genellikle tasarruf ederken söz konusu bile olmayabilir. Çünkü, birikim yapılıp yapılmadığı bilgisi genelde açık değildir; kişisel bilgidir. Ancak yatırım yapacakken bir araştırma yapmaya kalktığınızda etrafınızda çok sayıda "akbaba" dolaşmaya başlayabilir. Hem ülkemizde hem de dünyanın diğer ekonomilerinde, binbir çeşit süslü sözler, abartılı reklamlar, hileli yöntemler ile birikimi olanları aldatmaya çalışanlar hiç eksik olmamaktadır. Devlet, bu niyetteki kişilere karşı koruma kalkanları oluşturmaya çalışsa da, kişi kendi kalkanlarını kurmadıkça kişinin tehlikelerden tümüyle korunması zordur. Bu da bilinçli yatırım yapmayı gündeme getirir. Bilinçli yatırım yapmak için, oturup saatlerce kalın kitaplar okumaya gerek olmayabilir. Herkesçe kullanılabilecek kontrol yöntemlerini kullanmak ve sürü psikolojisinden uzak durmak birkaç yoldur. Hiç tanımadığınız biri size, çok cazip bir yatırım imkanından bahsediyorsa, üstüne üstelik size risksiz ve garantili yatırım imkanı sunduğunu iddia ediyorsa bilmelisiniz ki, gerçek hayatta böyle bir durum dolandırılmak üzere olduğunuza işarettir. "Sizi çok sevdim, bu yatırım imkanını size mutlaka sunmak istiyorum." diyen yeni tanıdığınız bir kişinin bu sözleri çok sayıda kişiye söylemiş olabileceğini ve gerçekte bu sözlerin sizi bir hataya düşürmek üzere tasarlandığını anlamak zor olmasa gerektir. Gerçek hayatta hiç eksik olmayan bu tehlikelere karşı temel yatırım yapma kurallarını sürekli hatırlamak ve uygulamaktan başka çare yoktur.
Yatırım yapmanın tehlikelerini düşünen bazıları, yatırım yapmanın tehlikelerine karşı yatırım yapmamayı ve tasarruflarını yastık altında saklamayı tercih edebilir. Ancak şurası bir gerçektir ki, tasarrufları yatırıma yönlendirmeyip yastık altında saklamak, yatırım yapmaya göre çok daha zararlı ve tehlikelidir. Çünkü bir yatırıma bağlanmayan tasarruflar, herşeyden önce paranın satın alma gücünü kemiren enflasyon karşısında eriyecektir. Bugünkü 100 lira ile bugün alabileceğiniz gıda maddelerini aynı miktarda ve kalitede iki yıl sonra yine 100 lira ile satın almak, enflasyon etkisi nedeniyle mümkün olmayabilir. Bunu herhalde kimse istemez. Öte yandan, ekonomilerde her zaman cazip yatırım imkanları bulunur. Makul risk seviyesinde makul getiri imkanlarını değerlendirmek, aynen tasarruf etmek gibi akıllıca bir birey davranışıdır. Geçmişte rastladığımız; tasarrufların evde veya iş yerinde bir kasada saklanmasının ise başlı başına çalınma, kaybolma, deforme olma, zamanla geçersiz olma, unutulma, kaydı bulunmaması nedeniyle varlığının ispatlanaması gibi hiç de ihmal edilemeyecek risklerle karşı karşıya olduğunu hatırlamalıyız.
Sözün özü, tasarruf etmek de yatırım yapmak da bilinç ve disiplin ister. Bu bilinç ve disiplini elde etmek ise, herkesin gücünün yeteceği bir miktar gayret gerektirir. Tasarruf ederken gösterilen gayret kadar yatırım için de karar vermeden önce araştırma konusunda gayret gösterilmelidir. Böylece, erdemli bir davranış olan tasarruf etme ile akıllıca bir davranış olan yatırım yapma faaliyeti, mutlu ve huzurlu günlerin anahtarı olur. Sanırım bu anahtara herkes sahip olmak ister.

Tasarruf Sıkı Maliye Politikası İle Mümkün



Dünya Bankası Türkiye maliye politikasına ilişkin yaptığı incelemede, hane halkının tasarruf alışkanlıklarına yönelik bir çalışmaya yer verdi. Buna göre, başta gelir ve konut sahipliği olmak üzere çeşitli alışkanlıklar nedeniyle hane halkının ve özel kesimin yakın dönemde tasarrufa katkı vermesi mümkün görünmüyor. Dünya Bankası çalışmada, IMF’nin de yaptığı bir çalışmaya atıfla şimdilik; Türkiye’nin önündeki tek seçeneğin maliye politikasını sıkılaştırarak kamu tasarrufunu artırmak olduğu görüşünü savundu. Dünya Bankası tarafından hazırlanan Türkiye Kamu Maliyesi İncelemesi raporunda, son dönem Türkiye ekonomisindeki en önemli sıkıntılardan olan yurt içi tasarruf düşüklüğündeki en önemli unsurlardan biri olan hane halkı tasarruf davranışlarına yönelik bir incelemeye yer verildi.

İncelemede, tasarruflarla ilgili hesaplamalarda, enflasyonun şişirici etkisi ve enflasyondan korunmak için hane halkının birikim yapma etkisine yönelik verilere de bakıldı. Bu kapsamda, Türkiye’nin yüksek enflasyonun etkisinden çıktığı 2001 yılı sonrasında, enflasyon artışları düzeltildiğinde, özel tasarruflardaki gerilemenin üçte birinin enflasyon etkisinden kaynaklandığı, ancak buna rağmen Türkiye’nin hem kamu hem de özel tasarruflardaki düşüşünün enflasyon etkili olmadığı, düşüşün reel olduğu sonucuna ulaşıldı.

Hane halkının tasarruf davranışları

İncelemede, Türkiye’deki hane halkının tasarruf davranışlarına yönelik yapılan çalışmaların sonuçlarına yer verildi. Ev sahibi olup olmama, sağlık harcamaları ve sağlık riski tasarruf davranışlarında etkili unsurlardan biri olarak belirlendi. Bu kapsamda, gelir artışının tasarruf artışına doğrudan etkisinin ölçüldüğü ve gelirlerdeki her yüzde 1 artışın, tasarruflara yüzde 0.3 oranında etki ettiği belirlendi. Ev sahipliğinin de bireylerin tasarrufuna etki ettiği, evlerinin sahibi olan hanelerde hane halkı başına tasarruf oranının yüzde 3.5 oranında gerileme kaydedildiği vurgulandı. İkinci bir konutu olan hanelerde ise tasarruf düşüşünün yüzde 4 e çıktığı, toplamda ise yüzde 3 tasarruf düşüşü ölçüldü. Çalışmada, 2008 yılındaki mali krizde tasarrufların konuta yöneldiğini, 2008 ve krizin etkilediği takip eden yılda yüzde 5 konut değer düşüşünün, yüzde 40 genel mali varlık değer düşüşünün çok altında olmasının bunu kanıtladığı belirtildi. Tasarruf eğilimini artıran unsurlar ise sağlık riski ile işsizlik riskine yönelik kaygılar olduğu, sosyal güvenlik kapsamındaki sağlık unsurlarının tasarrufları etkilemede önemli unsur olduğu belirtildi. Hane halkının yaş durumunun da etkili faktörler arasında bulunduğu, genç ailelerde tasarrufun daha yüksek olduğu kaydedildi. Çalışmada kadının çalışmamasının da tasarruf oranını ciddi olarak düşürdüğü bilgisine yer verildi.

Yüzde 12’lerdeki özel tasarruf oranı kalıcı

Çalışmada Türkiye’deki düşük özel tasarruf oranını 2011 itibariyle yüzde 12’ler düzeyine indiği ve mevcut veriler ışığında bu seviyelerin “muhtemelen kalıcı” olacağı sonucuna ulaşıldı. Gelişmekte olan diğer ülkelerdeki deneyimlerin de bu tahmini desteklediği belirtilen çalışmada, özel tasarrufları etkileyebilecek unsurların, ev sahibi olan hanelerdeki konut değer artışı beklentisinin azalması ile kadınların iş gücüne katılımıyla yukarı doğru bir trend sergileyebileceği belirtildi.

“Konut zenginliği” algısını bozun, kadınlar iş gücüne katılsın

Dünya Bankası çalışmasında, özel tasarruflardaki artış imkanlarının çok kısıtlı olduğu vurgulanarak, kamunun tasarrufunu artırması önerisi tekrarlandı. Özel tasarrufların artırılmasına yönelik iki öneri geliştirildi. Hükümetin bireysel emeklilik yoluyla tasarrufa özendirme çabalarının olumlu etkisi olacak ancak sınırlı kalacak. Yeni politika olarak ise hanelerin zenginlik artışı algısına yol açan konut değer artışına vergi yoluyla (değer artışının bir kısmının vergilenmesi) müdahale için, hane halkının konut satışında 5 yıl olan vergi muafiyetinin kaldırılması önerildi. Kadınların iş gücüne katılımının desteklenmesi de özel tasarrufları artırmada bir yol olarak gösterildi. Genel tasarruf oranlarının artırılmasında ise kamunun ana etkiyi yaratacağı belirtilen çalışmada, benzer sonuçlara IMF’nin de ulaştığı hatırlatıldı. Düşük tasarruf oranı nedeniyle yabancı sermaye girişlerine olan bağımlılığı azaltmak amacıyla, mali hedeflerin sıkılaştırılması gerektiği vurgulandı. Bu amaca yönelik olarak sosyal güvenlik harcamalarının cari transferlerle kapatılması yerine, kamunun bu açıkları kapatmak için geliri kaynak gösteren bir pay ayırması önerildi. Öte yandan, çalışmada tasarruf-büyüme ilişkisine yönelik olarak bazı senaryolar da test edildi. Buna göre, yüzde 3 seviyesinde bir büyümenin yaşandığı ve şartların aynı kaldığı bir senaryo içinde ulusal tasarruflar yüzde 10’lara kadar düşecek. İkinci senaryoda ise gelir, kurumlar ve servetten alınan vergilerde yapılacak bir artış kamu mali dengesini büyük oranda iyileştirecek ve orta vadede tasarruf oranını yüzde 20’lere yaklaştıracak. Dolaylı vergilerde yapılacak bir düşüş yönlü düzenleme ise tasarruflarda sadece yüzde 0.3’lük bir artışa yol açacak, ancak hizmet sektöründeki istihdamda büyümeye etkisiyle birlikte bu artış da anlamsız hale gelecek.

Kaynak : Dünya Gazetesi 06.06.2014


12 Ağustos 2014 Salı

İnsan Psikolojisinde Tasarruf Politikası



Bir ülkenin tasarruf politikası birçok sonuç doğurabilir. Her şeyden önce insanların mutlu bir emeklilik mi geçireceğini yoksa yoksullukla savaşmak zorunda mı kalacağını belirler. Sosyal güvenlik konusundaki uygun politikalar, halkın finansal planlamaya yönelik isteksizliğini dikkate almalıdır. Bu tür bir planlamanın yokluğunda, tasarruf kararları çerçevelerinden edindikleri  ipuçlarına dayanacaktır. Sosyal güvenlik olmadığında insanların tasarrufları olması gereken düzeylerin çok altında kalacaktır. Tasarruf politikası onların yanlışlarını düzeltmekte önemli bir role sahiptir. Çoğu batı ülkelerinde bugün var olan sosyal güvenlik sistemleri böylesi bir ihtiyaca cevap verdiği için fazlasıyla popülerdir. İnsanlar,haklı olarak, yaşlılıkları için yeterince  tasarrufta bulunamayacakları kendi araçlarına terk edilmekten korkmaktadır. ABD’de sosyal güvenlik  sistemini özelleştirmek ve insanların emekliliklerini kendi kişisel planlamalarına bırakmak bir felaket olacaktır. Halk kişisel planlamasını yapmayacaktır. Hükümetinde tasarrufları arttıracak çağrıları teşvik etmesi ve insanları harcamaya iten özendiricileri engellemesi gerekmektedir.

Fakat ABD ve aynı ölçülerle olmamakla birlikte Batı Avrupa, birçok kültür içinde insanların paralarını harcamaları gerektiğine ilişkin yaygın bir anlayışa sahip yegane kültürdür. Doğu Asya ülkeleri örneğin, Singapur ve Çin kişinin tüketim ve tasarruf konusunda nasıl davranması gerektiğine ilişkin farklı bir kültürel anlayıştan yararlanmaktadır. Hatta bu iki ülke de yüksek tasarruf düzeylerini muhteşem bir ekonomik büyüme düzeyine ulaşmanın temel aracı haline getirmiştir. Gördüğümüz gibi tasarruf politikası bir ülkenin ekonomik büyümesinin anahtarlarından biri de olabilmektedir.

Çin’in tasarruf oranı dünyadaki en yüksek tasarruf oranlarından biridir, kısa süre önce yalnızca Singapur ve Malezya tarafından geçilmiştir. Çin 1980’den beri gösterdiği mucizevi ekonomik başarıyı büyük ölçüde en yüksek tasarruf oranına borçludur. Çin’in bireysel tasarrufları , kurumsal tasarrufları ve devlet tasarruflarını içeren toplam gayri safi tasarrufları, son yıllarda GSYİH’sının yarısına yaklaşmıştır. 1990’larda Çin’deki gayri safi kişisel tasarruflar GSYİH’nın %20’sinden fazlaydı ve bugün de neredeyse aynı düzeydedir.

Gelir vergisinin bulunmadığı Komünist Çin’de tasarrufu teşvik etmek, propaganda kampanyaları biçimini almıştır. Günümüzde insanlar eski propaganda posterlerinin koleksiyonunu yapıyor. Örnek verecek olursak ; 1953 tarihli bir posterde bir grup mutlu ve gülümseyen işçi, devlet tahvili almak için Çin Halk Bankasına nakit para yatırıyor. 1990 tarihli bir posterde genç ,yakışıklı ve geleneksel bir kahraman olan Lei Feng gülümseyerek kumbaranın üzerine “tasarruf et” yazıyor. 1990’larda caddelere büyük kırmızı pankartlar asıldı : “Tasarruf etmek muhteşemdir.” Tasarruf etmeyi herkes için bir yurtseverlik görevi haline getiren bu kampanyalar, bugünkü yüksek tasarruf oranlarının zeminini hazırlamış bulunuyor.

Türkiye’de tasarrufla ilgili önceki yazımda da belirttiğim gibi %13’lük bir tasarruf oranı vardır. Bu gelişmiş ülkelerde kıyaslanacak olursa oldukça düşük bir rakam olmakla birlikte halkın tasarruf kavramını benimsemediğini ve ya mevcut hükümetin tasarruflara yönelik teşviklerinin yetersiz olduğunun göstergesidir. Bir ülkenin tasarruf yapabilmesi için o ülkenin ekonomiden ziyade psikolojik olarak tasarruf kavramını benimsemesi gerekmektedir. Buna yönelik teşvikler, eğitimler ve planlamalar yapılmalı, aksi taktirde %13’lük oranın üzerine çıkmamız hayalden ibarettir. Yukarıda da belirttiğim gibi 80’li yıllarda Çin’in tasarruflarla bu düzeylere gelmesi ve dünya ekonomileri arasında yüksek seviyelerde kendine yer bulması tesadüf değildir. 

Bilinçli bir tüketici ve eğitimli bir nesil yetiştiği sürece tasarrufta çığır atlamamız kaçınılmazdır.

Girişimcilere ve özellikle tasarruf kavramı ile uğraşan ekonomistlere bir önerim ; Gelin projelerle ve teşviklerle tasarruf bilincini tüketicilere ve Türkiye’ye benimsetelim. Eğer gelecekte dünyada ilk 10 ekonomi arasına girmemizi istiyorsanız gelecek nesillere güzel bir Türkiye bırakmak istiyorsanız lütfen duyarlı olalım ve olmaya çalışalım.

https://twitter.com/GkhnAktoprak


Tasarrufların Cari Açık Üzerindeki Etkisi



Bildiğiniz üzere Türkiye’nin yıllar boyunca süregelen bir cari açık sorunu var. Bu cari açığı en çok etkileyen etkenlerde hiç şüphesiz enerji maliyetleri ve tasarruf oranlarının az olmasıdır. Enerji kaynaklarında dışa bağımlı olmamız ve faizler yüksek olmasına rağmen teknolojik ürünlere olan merakımız ayrıca Türk insanının tüketim çılgınlığı bu cari açığı gün geçtikçe arttırmaktadır.

Cari açık bir ülkenin aynı zamanda tasarruf açığıdır. Tüketimlerin fazla olması bir yandan ülke ekonomisindeki canlılığı arttırsa da diğer yandan cari açık sorununu hiç şüphesiz daha çok arttırmaktadır. Gelişmiş olan ülkelere baktığımız zaman genellikle Asya ülkelerinde tasarruf oranları oldukça fazladır. Temel neden ise o bölgede çalışma koşulları ve sosyal güvenceler her birey için oldukça uygun ve sorunsuzdur.  Geçen günlerde Maliye Bakanı Sn. Mehmet Şimşek yaptığı bir açıklamada ‘Geçen sene Türkiye’de 100 lirası olan bir vatandaş bunun 87 lirasını harcamış ve 13 lirasını tasarruf etmiştir’ dedi. Bu gelişmiş ülkelerle kıyaslanacak olursa, gelişmiş ülkelerde vatandaşlar her 100 liranın 67 lirasını harcıyor. Bu durum şunu gösteriyor bize: Gelişmiş ülkelerde yüksek seviyelere ulaşanhayat standartlarının var olduğu, halkın bilinçli bir şekilde tükettiği ve aynı şekilde tasarruf yaptığı ima ediliyor. Ayrıca hane halkının geliri adaletli bir şekilde şekilleniyor. Peki bu durum nasıl giderilmeli? Ülkemizdeki tüketim çılgınlığı nasıl son bulmalı?

Gerek hükümet gerekse merkez bankası tasarrufları arttırmaya yönelik politikalar uygulamakta. Hükümet vergi oranlarını yüksek tutup, özelleştirmeler ile kamu harcamalarını daraltıcı uygulamalar yapmakta, merkez bankası da uyguladığı daraltıcı para politikası ile hem cari açığı dengede tutmak istiyor diğer yandan enflasyonu düşürmeye çalışıyor ve ülke ekonomisinin gidişatına göre para politikası araçlarını kullanarak döviz kurunu revize ediyor. Bu çerçevede bakacak olursak iktisat otoriteleri uyguladıkları politikalarla ekonomiyi güçlendirmeye ve ileri seviyelere getirmeye çalışıyor. Yalnız halkın bilinçsizce tüketmesinin önüne geçmekte ve tasarruf oranlarını arttırıp bu tasarruflar ile yatırımları finanse etmekte maalesef bir etki yaratamıyor. Yeri gelmişken söylemekte yarar var;  yatırımlareğer tasarruflarla finanse edilemiyorsa bu da bir cari açık nedenidir.

Bu tüketim çılgınlığının çözülebilmesi ve önüne geçilmesi için halkın bilinçlendirilmesi, hayat standartlarının yükseltilmesi, girişimci gençlerin artması en temel belirleyiciler olarak gösterilebilir. Eğer bu standartlar uygulanır ve ileri seviyelere yükseltilirse ve ek olarak yenilikçi fikirler ile bilim, teknoloji ve sanayi alanında iyi noktalara gelinirse ülke ekonomisi için oldukça elverişli bir sürecin başlaması hiç kaçınılmaz bir durumdur.

Ülkemizde hane halkının %20’sinin tasarruf yapma imkânı maalesef yoktur. Bu durum ciddi bir gelir yetersizliği ve yaşam standartlarının elverişsiz olduğunu belirtir. Genellikle asgari ücretle çalışan bireyler ülke şartlarında sadece kendisine ve ailesine yetmektedir hatta ek iş yapıp geçimini zor karşılamaktadır. 

Ülkemizdeki gelir adaletsizliği ve yaşam koşullarının kısmen elverişsiz oluşu tasarruf oranlarının neden düşük olduğunu belirleyen etkenler arasında neredeyse ilk sıralardadır. Hayat pahalılığı borçlanma oranlarının artmasına, borçlanma oranlarının artması da maalesef tasarruf oranlarını azaltıcı etkide bulunmaktadır.

Bu yüzden ekonomi büyüdükçe gelir dağılımının makul düzeye getirilmesi için çalışmalar yapılmalı, hane halkına yönelik stratejik planlar geliştirilmelidir. Aksi halde her geçen yıl yığılan bir cari açık ve tüketim bolluğu Türkiye’de uzun dönemde kaçınılmaz krizlere yol açacaktır.

https://twitter.com/GkhnAktoprak


56 Yaşında Hayat Gözlerini Yuman Milyarder Steve Jobs'un Yazdığı Son Yazı

İş yaşamında büyük başarılara ulaştım. Kimilerinin gözünde yaşamım başarının simgesi, fakat işin dışında çok az neşem oldu benim. İşin sonu...